Hakkımda

  Ailem bana, 23 Mayıs 1982 yılında Adana' da doğduğumu söylediler. Sahip olduğum kimlik de bunu doğruluyordu. Ama ben 7 yaşıma geldiğimde aileme sorduğum meraklı sorular sonunda, Kahramanmaraş' da doğduğumu, 6 aylıkken Adana' ya taşındığımızı öğrendim. O günden sonra da; soru sormayı, sorgulamayı ve meraklı olmayı hiç bırakmadım.

   Eğitimci bir aileye sahip olduğum için Türkiye’ nin pek çok ilinde yaşama şansı buldum. Bu yüzden Adanayı çok sevmeme rağmen ben kendimi bir ile ait olmaktan çok Türkiyeli olarak görüyorum. Ortaokul yıllarında futbola olan yeteneğim ve merakım sayesinde Adanaspor Yıldızlar takımının lisanslı futbolcusu oldum ve pek çok maçta görev aldım. Tam gün eğitim yapan bir liseye gittiğim için futbol hayatım çok uzun sürmedi. Lise yıllarında masa tenisi, bilardo ve satranca merak saldım. Özellikle 3 Bant Bilardo’ da yerel düzeyde pek çok turnuvaya katıldım. Eh bir kaç derece de yaptım. Ama asıl tutkum lise yıllarımda öğrendiğim masa tenisi oldu. Hala kendime göre rakip bulmakta zorlanıyorum. Sporu her zaman sevdim. Pek çok dalıyla amatörce  uğraştım. Jimnastik, yüzme, futbol ve atletizm gibi...

   Lise yıllarında başlayan fizik sevdam, üniversite sınavından sonra da devam etti ve sınavdan sonra fizik okumaya karar verdim. 2001 yılında Uludağ Üniversitesi Fizik Bölümünü kazandım. Üniversite yaşamım süresince “T Basic ile Bilimsel Programlama, İstatistik, Devre Analizleri, Akustik ve Optik, Çekirdek Fiziği, Kuantum, Katıhal Fiziği, Teorik Fizik” ve bunun gibi fiziğin pek çok alanında uygulamalı ve teorik eğitimler alarak; Kimim ben? Neredeyim? ....... neden böyle? gibi hep meraklı olduğum soruların cevaplarını bulmaya çalıştım. Fizik benim hayatımın bir parçası olmuş, merak dünyamı ve ufkumu daha da genişletmiştir. Farklı bakış açılarıyla, farklı referans noktalarından bakmak, ışığı hem parçacık hem de dalga olarak görmek gibi bir şeydir benim için. 
Üniversite  hayatım boyunca akademik kariyer hiç düşünmedim. Fiziğin hayatın yansımasındaki haline hayranlık duydum ve hayatımın her alanına; bu bakış açısıyla bakmaya çalışıyorum.

   Üniversiteden mezun olduktan sonra ( Fizikten değil ) Ağrı ilinin Doğubeyazıt ilçesinde “325.Kısa Dönem Jandarma” olarak askerlik görevimi yaptım. Askerden döndükten sonra tam olarak ne yapmak istediğimden emin olmadığımdan; eğitim, gıda ve elektronik sektörlerinde çalışarak ne istediğime karar vermeye çalıştım. Sonunda şuna karar verdim. Çalıştığım sektörün benim için önemi yoktu. Ben yine soru sorma, ve bu soruların cevabını bulma peşindeydim. Çalıştığım her yerde ve bölümde kendime işimle alakalı problemler çıkararak, bu problemleri farklı bakış açılarıyla çözmeye çalıştım. Bir kaç senenin ardından, sağlık sektöründe özel bir şirketin “Tıbbi Mümessillik Satış ve Pazarlama Eğitimi” programına katılarak. hayatıma yön verebileceğim ama o an benim bile haberim olmayan bir karar almış oldum. (Muhtemelen onlarında haberi yoktu. Çünkü kazanmama rağmen hiç "Reprezantlık" yapmadım.)  

   Bu eğitimin benim için farklı olduğunu ilk günün sonunda anladım. Birbirinden farklı yetenek ve becerilere sahip, farklı eğitim ve kültürlerden gelen 250 den fazla bireyin katıldığı bir eğitim, benim hemen merak duygumu kabartmaya yetti. Nerede olduğumu tanımlamaya başladıktan sonra, kimlerle olduğumu ve niçin orada olduğumu sorgulamaya başlamıştım bile. Etrafımdaki her şeyi analiz ediyordum. Korku, belirsizlik, heyecan, izlenme duygusu... Gelecek hayalleri bireylerin kendi kişiliklerini korumaya alma çabasını arttırıyor, yerine çok daha mükemmelliyetçi kişilikler kendi niteliklerine göre hazırlanarak sunuluyordu. Bu durum, rekabet ve çekişme ortamını 90 gün boyunca bulunduğumuz her metre kareye yaymıştı. nitekim bu durum çok geçmeden topluluk içinde dedikoduları ve şehir efsanelerini oluşturmaya yetmişti bile.

   Bir yandan da ilaç eğitimi, satış eğitimi, pazarlama eğitimi, rakip analizi...v.b. eğitimler alıyor; bu eğitimleri Case Study, Roll Playing' ler yaparak  uygulamaya döküyorduk. Her gün bir önceki gün öğrendiklerimizden sınav oluyorduk. Ama uykusuz geceler, kısa zamanda alınan çok yüklü eğitim programları bile rekabet ve çekişmeyi ortadan kaldırmıyordu. Aksine her geçen gün; topluluk içinde gruplaşmalar oluyor, gruplar arasında çok daha sert çekişmeler başlıyordu. 

   Tüm bu süre içerisinde; aldığım ve uygulamalı edindiğim pek çok bilginin yanında; Aidiyet duygusu, topluluk ve bireylerin hareketleri, birey piskolojisi, liderlik gibi pek çok durumu yaşama ve analiz etme şansını yakaladım. Benim en çok ilgimi çeken kısımda bu oldu. Çünkü bu analizler sonucunda şirketlerin ve özellikle markalarında benzer durumlara maruz kaldığını, bu durumlarda geliştirmek zorunda kaldıkları nitelikleri , kurdukları stratejileri düşünmeye ve analiz etmeye başlamıştım bile...

   Eğitimin ardından Doğu Karadeniz bölgesinde Reprezantlık için şirket tarafından teklif almama rağmen; ben kendime çoktan başka bir yol çizmiştim bile. Bursa' ya döndükten sonra üniversitede okurken tanıştığım kimyager bir arkadaşımla FastFood şirketi kurmaya karar verdik. (Üniversite yıllarında part time olarak yaptığım işlerden bir tanesiydi.) Hemen burada öğrendiğim deneyimleri uygulamaya başlamıştım. Kısa zamanda kendi stratejik planlamamızı oluşturup, bu stratejiye uygun pazarlama stratejileri geliştirip, satış alanında farklılıklar oluşturmaya başlamıştık. İşimiz de her geçen gün bizim gibi büyüyordu. Çok kısıtlı bütçelerle çok cesur adımlar attık. Yaklaşık bir sene sonra hedeflediğimiz ciroların üstüne çıkmayı başarmıştık bile. İlerleyen dönemde aldığımız güzel bir teklifle şirketimizi devrettik. Çünkü daha büyük adımlar atmanın vakti gelmişti artık.

   Aklımda, çoğu taşları oturmuş büyük bir kurumsal şirketin bünyesine girmekten çok; daha orta ölçekli "KOBİ" sayılabilecek bir şirkette çalışmaya başlayarak, alınan stratejilerde katkım olsun istiyordum. Çok geçmeden bir mühendislik şirketi ile tanıştım ve pazarlama sorumlusu olarak çalışmaya başladım.
 Şirketin bünyesindeki şirketlerin genel pazarlama faaliyetlerini organize ediyordum. O zamanlar yıllık cirosu 8 Milyon TL civarındaydı. Daha sonra şirket kendi bünyesinde geliştirdiği bir ürünü piyasa sunmaya hazırlanıyordu. Bu inovatif bir tasarıma, farklı bir pişirme teknolojisine sahip bir çeşit mangaldı. Şirket genel müdürümüz bu ürünün tüm sorumluluğunu benim devralmamı istedi. Aradığım fırsatı yakalamıştım. Hemen bir durum analizi yaparak nerede olduğumuzu tespit ettim. Daha sonra rekabet analizini tamamladım. Şimdi de sıra, ürünün müşteri için ne anlam ifade edeceğini öğrenmeye gelmişti. Özellikle Ege bölgesi ağırlıklı olmak üzere orta ölçekli bir Türkiye turu düzenleyerek hararetin müşteride uyandırdığı tepkileri ölçtüm. Daha sonra topladığım tüm bu verileri değerlendirerek hararetin beğenildiğini ancak tasarımsal sıkıntıları olduğunu tespit ettim. Genel müdürümle konuştuktan sonra mevcut pazarlama faaliyetlerini durdurarak, harareti geliştirmeye başladık. Bu gelişme süresinde hararetin elektrikle çalışan versiyonuyla piyasaya girmeye karar verdik ve çalışmalarımızı bu yönde yoğunlaştırdık. yaklaşık 1 sene sonunda Harareti yeni tasarımıyla elektrikli olarak piyasaya sürdük. Tüm belgelendirme işlemlerini tamamladık. 

   Hararetin elektrikle çalışan versiyonu ile piyasaya adım atmıştık. Şirketimiz nihai tüketici ile ilk defa bu ürünle buluştu. Bu yüzden yapmamız gereken çok şey vardı. Hemen seri üretime uygun üretim bandımızı ve satın alma stratejilerimizi güçlendirerek, pazarlama stratejilerine yoğunlaştık. 

   Aldığımız en önemli stratejik kararlardan biri; 2 yıl boyunca bu ürünün toptan satışını kapatmak oldu. Böylece iki yıl boyunca daha emin adımlarla stratejiler kurup, tutundurma faaliyetlerimiz üzerinde daha çok kafa yorabildik. 

   Yaptığım sektör analizleri, Elektrikli ızgaralar sektöründeki rekabeti gözler önüne seriyordu. Yaklaşık 50 şirket; 200 den fazla ürün ile piyasadaydı. Her çeşit niteliklere sahip ürünü piyasada bulabilirsiniz. Hatta her geçen gün daha da artıyor. Biz ne kadar farklıyız desekte tüketicilere kendimizi ve markamızı tanıtmakta zorlanıyorduk. Kobi şirketlerindeki kısıtlı bütçelerle, büyük şirketlere kafa tutmak zorunda kalıyorduk. Farklı bir şeyler bulmak zorundaydık. Araştırmaya koyuldum.

   O zamanlar "Mavi Okyanus Stratejisi" ile yeni tanışmaya başlıyordum. Mavi Okyanus Stratejisine göre; ürün ve markaların her niteliğini çok yüksek yapmanın imkanı yoktu. Yani hem en ucuz, hem en kaliteli, hem de en inovatif olamazsınız. Burada yapmanız gereken sizin için en değerli nitelikleri belirleyip, bunun bir tanesini 5 yapmak. (5 en yüksek değer.) diğer bir iki niteliğinizi de 3 ve 4 seviyesine çıkartmak. diğer niteliklerden de vazgeçmek...

   Mavi okyanus stratejisi size "HAYIR" demeyi öğretebiliyor. Bu sayede sizin için en değerli bir kaç niteliğinize yoğunlaşabiliyor, diğer niteliklerden vazgeçerek müşterinin karşısında net ayakta durabiliyorsunuz. Evet net olmaya başlayarak kendimizi daha iyi ifade etmeye, kendi tüketici grubumuzu oluşturmaya başladık. Ama bence hala eksik bir şeyler vardı.Daha farklı yapılması gereken bir şey. Daha çok Gerilla Marketing tadında...

   Hararet' in yeni kutu tasarımları bitmiş benden onay istiyorlardı. Çok keyifli çalışmalar yapmış üzerinde çok kafa yormuştuk. Ama bir şeyler eksikti. Bana göre marka daha tam olarak kendi kişiliğini kazanamamıştı. Daha çok düşünmeliydim. Şimdi farklı bir bakış açısı bulmanın tam zamanıydı. 

   Hararet' i konumlandırırken farklı ve inovatif bir ürün olarak konumlandırmıştım. Gerçektende en önemli özelliği bence oydu. Size "dik pişirme teknolojisi" sunuyordu. Bu sayede etiniz homojen olarak pişiyordu. Altında bulunan su haznesi sayesinde de; yağları burada topluyor, koku dumanı ortadan kaldırıyordu. böylece cihazınız da temiz kalıyordu. Yağlar yanmadığı için de; daha sağlıklı ızgaralar yapabiliyordunuz. Balkonunuzda, mutfağınızda, elektriğin olduğu her hangi bir yerde kokusuz, dumansız sağlıklı lezzetler elde etmeniz mümkündü. Yöresel lezzetleri mutfağınıza kadar taşımak...

   Harareti bu kadar farklı konumlandırmamıza rağmen, hala tüketici gözünde diğer ızgaralardan tam olarak ayrışamamamız, beni düşündürüyordu. Hararet farklı ve inovatif bir üründü. O zaman farklı ürün farklı pazarlara hitap etmesi gerekiyordu. Ansoff matrisine göre "Ürün Çeşitlendirmesi" yapmalıydım. Yani kendi pazarımızı oluşturmak... Bunun için öncelikle ismimizde değişiklik yapmalıydık. Hararet Elektrikli Izgara olan ismimizi kendi pazarımıza uygun olacak şekilde düzenledik. "HARARET AKILLI IZGARA..."

   Daha sonra tüm stratejilerimizi gözden geçirerek, gerekli düzenlemeleri yaptık. Çünkü biz farklıydık. Elektrikli ızgaralardan farklı bir pişirme tekniğine ve farklı bir lezzete sahiptik. Biz elektrikle çalışan akıllı bir ızgaraydık.

  Yaptığımız bu stratejik değişiklik kısa zamanda çok yol almamızı sağladı. Artık tüketicilerle daha rahat iletişim kurabiliyor, kendimizi daha iyi ifade ediyoruz. Aldığım bu riskli karar, stratejik marka yönetimi konusundaki merakımı daha da arttırdı. 

   Markamı konumlandırmaya başlamıştım. Artık kendimi de konumlandırmaya başlama zamanım gelmişti. Bu yüzden Bahçeşehir Üniversitesin' de "Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi" üzerine yüksek lisans (Diğer adıyla MBA) yapmaya başladım. Böylece hem işin teorik kısmını daha rahat öğrenebiliyor, hem de markamda bu öğrendiklerimi uygulamaya başlıyordum. 

   Kısacası ben gelişip büyüdükçe; markamda benle büyüyordu. Markam gelişip büyüdükçe bende markamla beraber büyüyordum...

   Fiziğin ve hayatıma giren diğer tüm tecrübelerimin bende çok büyük etkisi var. Şu an bile tecrübelerimden yararlanmaya devam ediyor, üzerine yeni deneyimler katarak daha da tecrübeli hala geliyorum. Özellikle fizik; benim hayatımın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor. 

 Şu an hala Bekil Mühendislik bünyesinde Pazarlama ve Marka Yöneticisi olarak çalışmaktayım. Bu 3 yıl boyunca 30.000 adetin üzerinde hararet sattık. Kendi e-ticaret sitemizi, call center ekibimizi kurduk. Şu an media markt, n11, gittigidiyor, ereyon, evmanya, binbirçeşit, indirdik ve bunun gibi pek çok e-ticaret sitesinde ürünümüz satılmaktadır. Toptan ve yurtdışı satışlarına başladık. 2 kişi olarak başladığımız bu serüvene kocaman bir aile olarak devam ediyoruz.

 Çalışma hayatımın dışında, sosyal hayatımda neler yaptığıma gelince; 12 YILDIZ projesindeki, ilk 12 YILDIZ' dan biriyim. (12 Yıldız Yönetim kurulu üyesiyim.) Ayrıca Bursa Türkçe Toastmaster kulübünün kurucu başkanıyım. Fırsat buldukça spor yapmaya devam ediyor, rakip buldukça da masa tenisi oynuyorum. Merak duygum tüm hayatımda var olduğu için; yeni yerler görmeyi, dostlarımla vakit geçirmeyi, evimi, farklı kültürdeki insanlarla iletişim kurmayı, hayvanları, doğayı, gezegenleri, uzay sistemini, hadronları, kuarkları, fotonları, nötrinoları, psikolojiyi, kuantumu, interneti, giyilebilir teknolojiyi, analytics' i, photoshop' u, adwords' u, dreamwear' ı, html, CSS' i, oficce programlarını, seminer ve konferansları, tiyatroya gitmeyi, film izlemeyi, müzik dinlemeyi, kısacası her gün yeni bir şeyler keşfetmeyi ve öğrenmeyi seviyorum. 


       


NOT:  Kendi niteliklerime burada yer vermedim. 
          CV' mi görmek için tıklayınız...


          Gerilla Marketing üzerine yazdığım uzmanlık projesini okumak için tıklayınız...

1 yorum :